YAYINLAR

   

Gennaration, Pazarlama Dünyası, Grafik Tasarım, The Brand Age, Martı, Pi ve Adam Sanat gibi dergilerde yayımlanan makalelerden seçmeler ektedir. PDF dosyası olarak indirebilirsiniz.

 

Özet:

İnsanın kaderini çizen ise salt diğerleriyle kurduğu ilişki değildir. Kendisiyle kurduğu ilişki, daha belirgin olandır. Derinde gerçekleşir. Bu nedenle daha etkilidir. Kişinin kendiyle kurduğu ilişkiyi belirleyen, iç konuşma ya da içsel konuşma olarak adlandırılan süreçtir.

Makalenin Devamı İçin Tıklayınız...


Özet

 

Gelenekte, ruhani bakışta ve İbn-i Arabî yazınında ego, iki şey arasında bulunduğu nokta ile ilgilidir. Ona göre insan egosu, ya sıfıra doğru yönelir ve cennete yaklaşır ya da şişer ve insanı cehennem yolcuğuna çıkarır. İbn-i Arabî burada bir benzetme yapar. İnsan egosunu, hem cennete doğru yükselen tûba ağacının, hem de cehenneme doğru kök salan zakkum ağacının potansiyel tohumlarını ihtiva eden iki anlamlı bir varlığa benzetir. Ego, bu anlamda iki yönlü gelişme potansiyelini ihtiva eder. Egonun şişmesi, her türlü kişilik ve karakter bozukluğunun temelini teşkil eder. Egonun eritilmesi de, her türlü insanî güzelliğin başlangıç noktalarından biridir.

 

Makalenin Devamı İçin Tıklayınız...

Özet

Eski zamanlardan birinde, soğuk kış günlerinde pek çok hayvan soğuktan kırılır. Ama en çok kirpiler. Çünkü kirpilerin onları soğuktan koruyacak kürkleri yoktur. O soğuk günlerin birinin sabahında, birbirlerinin vücut ısısından yararlanmayı düşünürler. Çok sayıda oklu kirpi, donmamak için birbirine bir hayli yaklaşır. Biraz zaman geçtikten sonra oklarının farkına varırlar, canları acır ve ayrılırlar. Böyle olunca da üşümeye başlarlar ve birbirlerine tekrar yaklaşırlar. Oklar birbirlerini rahatsız edince yine uzaklaşırlar. Soğuktan donmak ve batan okların acısı arasında yaşadıkları ikilem, aralarındaki uzaklık, her iki acıya da tahammül edebilecekleri bir noktaya ulaşıncaya kadar sürer.


Makalenin Devamı İçin Tıklayınız...


Özet

 

1990’li yıllarla birlikte özellikle ABD ve Batı Avrupa ülkeleri ile birlikte dünyanın pek çok yerinde oldukça belirgin bir hale gelen bir durum, tüketim kültürünün gereklilikleri sonucunda, salt birikimden öte tüketim etkinliklerinin aynı biçim etrafında profesyonel olarak birleştirildiği, mantıksal olan ama tüketici üzerinde ‘büyülü’ bir etki yaratan bir tüketim zincirinin söz konusu olmasıdır. Kent tasarımına göre şekillenen ve ayni zamanda kent tasarımını şekillendiren alışveriş merkezleri, oyun parkları, havalimanları, outlet zinciri, fast- food restoranları, eğlence parkları, outlet mağazalar, depo mağazaları, süper ve hipermarketler, vb., unsurları aralarında sayabileceğimiz tüketim katedralleri, bu profesyonel zincirin parçalarıdır.

Makalenin Devamı İçin Tıklayınız...

Özet

 

İsveçli otomobil firması Volvo, 1996 yılından itibaren Japon tüketicilere otomobillerini, üretim ve kullanım aşamasındaki çevresel etkileri ve her bir modelin geri dönüştürülebilme nitelikleri hakkında promosyon mesajları vererek pazarlamaya başladı. Çevreye ilişkin bu hassas mesaj stratejisi sayesinde Volvo, Japonya’daki pazar payını %17 arttırarak 20.500 adet/yıl’dan 24.000 adet/yıl’a ulaşıyordu. Satışların artması ve çevresel performans arasında sayısal bir ilişki kurmanın zor olmasında rağmen Volvo, satışlarda ürünlerinin çevresel performansının etkisi olduğunu düşünüyordu

 Makalenin Devamı İçin Tıklayınız...

Özet

                                                             

Halil Pazarlama, 90’lı yıllarda Türkiye’de bir neslin ‘pazarlama’ kavramıyla tanışmasına vesile olmuştu. Halil Pazarlama, Bizimkiler dizisinin küçük dizi girişimcisi, ‘Kırarım boynuzunu iblis’ repliğiyle hafızalarda yerini almış, ‘Yandançarklı Halil' in küçük bir triportörle başlayıp sonraları mağazaya çevirdiği unutulmaz küçük esnaf ismiydi. Şu repliği sanırım hepimiz hatırlarız:

“Halil Pazarlama, Halil Pazarlama her zaman kapınızda...”

 

Makalenin Devamı İçin Tıklayınız...

Özet

 

Beigbeder’in sözünü ettiği tüketim mekanizmaları bugün sosyal kuramda tüketim toplumu denilen bir süreci ifade ediyor ki, Batı tarzı kapitalist toplumların her biri bugün birer tüketim toplumu olarak adlandırılıyor. Tüketim toplumu, tüketimin öğrenilmesi toplumu, tüketime toplumsal bir biçimde alıştırılma toplumudur; yeni üretim güçlerinin ortaya çıkmasıyla ve yüksek verimlilik taşıyan ekonomik bir sistemin tekelci yapılmasıyla orantılı yeni ve özgül bir toplumsallaşma tarzını işaret ediyor (Baudrillard, 2004: 95).  Söz konusu şartlarda markalar için sadece müşteri memnuniyeti sağlamak, sürekli bir marka sadakati sağlamak ve yeni müşteriler kazanmak için yeterli olmamaktadır. Geride bıraktığımız sürecin önemli kavramları olan tüketici istek ve ihtiyaçlarını tatmin etmek, işletmeler için tüketiciye güven aşılamak, hala önemini korusa da, artık tek geçerli strateji değildir. Bugün ürün ve hizmetleri, markaları bütününde tüketim sürecinin tümünü eşsiz bir deneyim haline getirmek,  başat bir amaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal ve ekonomik kuramda bugün bu söylediğimiz etrafında deneyim ekonomisi denilen bir süreçten bahsedilmektedir (Pine ve Gilmore, 1998:  97-105).

 

Makalenin Devamı İçin Tıklayınız...


Özet

 

“Yaşamak için çalış, sevmek için yaşa, alışveriş için sev! Böylece göreceksin ki... Eğer yeteri kadar alışveriş yapabilirsen, asla aşk için çalışmak zorunda kalmayacaksın.” Bu cümleler bir hediyelik eşya dükkânındaki karttan. Eski ABD Başkanı George Bush ise, New York’ta İkiz Kulelere yapılan saldırının ardından halka yaptığı konuşmada, tüketimin önemini vurgulamaktan geri kalmıyordu ve şu tarihi sözleri söylüyordu: “Teröristlerin bizi alışverişten alıkoymasına izin veremeyiz.” Bu iki anekdot gerçekten çarpıcı. İnsan bugün yaşamımın büyük bir bölümünü tüketim ve tüketim ile ilgili uğraşlarla geçiriyor. Tüketici olarak birey;  duygusal ya da rasyonel olsun ihtiyaçlarını karşılama sürecine giriyor, markaları zihnine yerleştiriyor, tüketim mekânlarını dolaşıyor, ürünleri karşılaştırıyor, doğru tercih için hazır olan her kaynaktan bilgi topluyor, satınalma için en uygun zamanı, mekânı ve ürün seçmeye çalışıyor. Satınalma sonrasında da, ihtiyacının karşılanıp karşılanmadığını değerlendiriyor.

 

Özet

 

Tüketim bugün nesnelerin bolluk prensibiyle birlikte gündelik hayatın pek çok alanına yayılmış durumda ve özellikle reklamlarda, kitle iletişim araçlarında sunum biçimide sürekli olarak gösteriye içkin bir hal almış durumdadır. Baudrillard da bu konuda, bugün nesneler çağının yaşandığını, geçmiş uygarlıkların tümünde dayanıklı nesneler, araçlar veya binalar kuşaklarca insandan daha uzun yaşamışken, bugün onların doğmasını, gelişmesini ve ölmesini izleyen bizleriz derken, bugün onların kısa ömürlü gösteriye içkin niteliklerinden bahsediyor (2004: 26). 

 



Özet

 

“Bilmiyorlar, ama yapıyorlar.” Karl Marks’ın Kapital’de dile getirdiği bu söylem, ideoloji tanımının yıllar boyunca en önemli aydınlatıcılarından oldu.

 

Kapitalizmin gelişim sürecinde, ürünlerin tüketim ve üretim devrinin hızlandırılması,

bireyleri ‘atılabilirlikle, yenilikle, şeylerin hızla işe yaramaz hale gelişi ihtimaliyle’ başa

çıkmaya zorlamıştır.1 Bu gelişimle birlikte, firmalar da rekabet gereklilikleriyle, aktif olarak

tüketiciye müdahale etmek, onların tutumları üzerinde manipülasyonlar gerçekleştirmek

zorunda kalmışlardır. Tüketici tutumları üzerinde manipülasyonlar gerçekleştirmenin en

önemli aracı da, yeni gösterge sistemleri ve imajlar yaratma işlevini yerine getiren reklamcılık

faaliyetleri olmuştur. Reklamcılık etkinlikleri böylece, bir kitle iletişimi biçimi olarak içinde

ideoloji barındırır bir hal almıştır. Söz konusu manipülasyonunu gerçekleştirme açısından

reklamcılık etkinliklerinin temelinde yatan duygu, kişinin kendini gerçekleştirmesi noktasında

tüketimin gerekliliğine dair yarattığı duygudur.

 

 


Özet

 

İlk kez 1959 yılında Peter Karlson ve Adolf Butenandt tarafından keşfedilen çok ilginç bir hormondan ve bu hormonun tüketim biçimlerimizdeki etkisinden bahsedeceğiz: Feromonlar. Feromon, Yunanca kökenli olan sözcük "dolaşan hormon" anlamına gelmektedir. Türler, feromonlar sayesinde birbirileriyle iletişim kurarlar, birbirlerini kaybetmezler. Böcekler, bitkiler, hayvanlar, insanlar ve hemen hemen tüm canlılar feromon üretirler. Renksiz ve kokusuz olan bu molekül, türe özgüdür. Yani, bir feromon hangi türe aitse yalnız o türün bireylerini etkiler. Bir başka deyişle, bir arının ürettiği feromonu sadece o türe ait başka bir arı anlayabilir. Tespit edilen ilk feromon, dişi bir ipek böceğinin karşı cinsi etkilemek için ürettiği bombikol adlı maddedir.

 

Makalenin Devamı İçin Tıklayınız...


Özet

 

Reklam ve müzik bugün, çağdaş insanın hayatında ciddi bir yer kaplayan iki önemli olgu durumundadır. Her ikisi de bazı boyutlarıyla toplumları ve kültürleri aşan evrensel birer dil olma özelliği göstermektedir. Müzik ve reklam ayrı ayrı toplumların davranış biçimlerinde, tutumlarında, tercihlerinde belirgin önemi olan unsurlardır. Reklamlar son yüzyılı ilgilendiren bir biçimken, müziğin tarihi ise insan varoluşuna kadar uzanır. Öyle ki müzik çağlar boyunca toplumların eğitiminde ve gelişiminde pay sahibi olmuş, isyanların ya da birlikteliğin sembolü olmuş, dikta rejimleri tarafından etkisi nedeniyle yasaklanmış, tedavilerde bile kullanılmış; etkililiği felsefeciler, iletişimciler ve sosyal bilimciler tarafından sürekli tartışılmış özel bir biçimdir.

 

Makalenin Devamı İçin Tıklayınız...


Özet

 

Peki, bu kadar çarpıcı değerlendirmelere, anekdotlara konu olan reklamcılığın gerçekte işlevi nedir? Bazen tüketimi gereksiz artırdığı ve kıt kaynakların tükenmesine neden olduğu iddiasıyla yerin dibine sokulur. Bazen üretimi artırıp ek istihdama neden olduğu için yüceltilir. Bazen de ürünlerin ve hizmetlerin doğasında yer almayan nitelikleri oluşturup tüketiciyi yanılttığı için eleştirilir. Diğer taraftan, tüketicinin ürün ya da hizmetin daha iyi tanımasını sağlayıp, tüketiciye seçim hakkı yarattığı için övülen reklamların işlevi gerçekte nedir? Bir alegori yaparsak, reklamcılık acaba şapkadan tavşan mı çıkarmaktadır?

 

Makalenin Devamı İçin Tıklayınız...


Özet

Pazarlama gurusu Seth Godin, tüm dünyada binlerce satan kitabı Mor İnek’in adına Fransa’da bir otoyolda otomobiliyle giderken karar verdiğini söyler. Her ne kadar yemyeşil çimenlerde otlayan inekler çok güzel görünse de bu görüntü Godin’e bir zaman sonra sıkıcı gelmeye başlamıştır. Godin, bu çayırlarda otlayan bir “mor inek” olsaydı, kendisine ne kadar ilgi çekici ve farklı geleceğini düşünür. Muhtemelen çağrışımı Milka’dan da gelmiş olsa, önemli değil. Bugün pazarda önemli olan her şey farklılaşma arayışı etrafında şekilleniyor. Her ne kadar herhangi bir biçimde farklılaşmak çok zor olsa bile.

 

Makalenin Devamı İçin Tıklayınız...


Özet

 

Karl Marx’la başlayalım. Tasarım kavramının en güzel tanımlarından birini yapıyor Marx: "Örümcek, işini dokumacıya benzer şekilde gördüğü gibi, arı da peteğini yapmada pek çok tasarımcıyı utandırır. Ne var ki, en kötü tasarımcıyı en iyi arıdan ayıran şey, bir tasarımcının, ürününü gerçekte kurmadan önce, onu hayalinde kurabilmesidir." Karl Marx’ın bu düşünceleri yeni değil. Platon’a bakalım. Platon düşüncesinin temeli idealar dünyasına inanmaya dayanıyordu. Platon’a göre, bizim kendilerini duyu/deneyim yoluyla değil de, düşünce ve akıl yoluyla bildiğimiz idealar, kendilerine ait ayrı bir dünyada var olurlar.

 


Özet:

 

Tat alma duyusu ilginç bir duyu. İnsan hayatı için ne kadar önemli, ne kadar belirleyici

olduğunu bir düşünür müsünüz? İnsan hayatı için gerçekten hayati bir duyu. Kendimi

düşünüyorum. Tatlarla olan ilişkimi. Çocukluğuma ilişkin hatırladığım iki tat vardır. İkisini de

eski mahallemizdeki Bakkal Ferhat Amca’dan alırdık. Bir tanesi leblebi tozu. Tam anlamıyla

boğula boğula yerdik. Küçük poşetlerdeydi. Pipet kullanarak tabiri caizse boğazımıza takılana

kadar yemez, adeta içerdik. Bir diğeri ise şemsiye çikolataydı. Aslında çikolata da değil, pralindi.

Yani fazla kakao kullanmanın mümkün olmadığı zamanlarda az kakaoyla yapılan çikolata

simülasyonu bir tatlı. Hafiften yavan bir tadı vardı. Onu yerken çikolata yediğinizi ancak hayal

edebilirdiniz.

 

 

Makalenin Devamı İçin Tıklayınız...



Özet

 

Bu Ocak ayı içinde Londra merkezli Saffron Brand Consultants’ın Markanın Geleceği konulu konferansı ikinci kez Türkiye’de düzenledi.” Brand is You” adını taşıyan konferans, her yıl dünyanın bir ülkesinde gerçekleştirilen, sadece ismen davetli 100 kişinin katıldığı özel bir etkinlik olarak göze çarpıyor. ‘‘Brand is You”nun bu yılki teması ise ‘‘Marka Türkiye’’ydi.  Dolayısıyla ülke markaları ve özellikle ülke markamız açısından İstanbul’u düşünürsek şehir markaları, konferansın ana ilgi alanıydı.

Makalenin Devamı İçin Tıklayınız...


 
Copyright 2010 by DotNetNuke Corporation Privacy Policy